HALİÇ

Haliç İsim Kaynağı

İstanbul'un bağrına saplanan eğri bir bıçak gibi kentin ortalarına kadar uzanan, akşam gün batarken kızıllaşan güneşin yansıması nedeniyle eski çağlar­dan beri yabancı gezginler tarafından "Altın Boynuz" diye adlandırılan Haliç, (Bizanslılar döneminde kullanılan Khrysokeras adı da aynı anlama geliyordu), II. ve III. zamanlarda meydana gelen tektonik olaylar sonucu, Haliç'i çevreleyen toprakların son derece verimli ve bereketli olmasından dolayı bu iç denize Keroessa adı verilir. Bu isim zamanla kısaltılarak Keros'a dönüşür. Keros "boynuz" demektir. Kelimenin, mitolojideki bereket boynuzundan geldiği söylenir. Ve bu bereket ona zamanla Hrisokeras yani "altın boynuz" denilmesine sebep olur. Öte yandan bir iç deniz olarak taşıdığı güvenlikli konum nedeniyle tabi Uman olarak kullanılır. Gemiler, asırlarca bir bereket boynuzu gibi uzanan Haliç kıyılarındaki ürünlerin kolayca dışarıya ulaştırılmasını sağlar.

Coğrafi Konumu

Kağıthane ve Alibey derelerinin birlesen ağzının deniz istilasına uğramasıyla oluşan Haliç. İstanbul'un tarihi yarımadası ile Beyoğlu semtlerini bir­birinden ayırır ve yaklaşık 8 km uzunluğundadır. Güneyde Alibey Deresinin döküldüğü Silahtar'dan Sarayburnu'na. kuzeyde Kağıthane Deresinin döküldüğü Kağıthane'den Tophane'ye kadar uzanır. En geniş yeri Kasımpaşa-Cibali arasında olup 700 metreyi bulur. İstanbul Boğazına açılan ağız kesiminde ise genişlik yaklaşık 1000 metredir/Aynı şekilde derinliği de yukarı kesimlerimden Boğaz'a doğru yaklaştıkça artar. Eyüp önlerinde sadece birkaç metre derinlik bulunduğundan bu kesimde yayvan alüvyon adacıkları ortaya çıkmıştır. Unkapanı ile Azapkapı arasında 40 metreye varan derinlik. Eminönü-Karaköy arasında 60 metreye yaklaşır. Yapılan tespitlere göre Haliç'in dibi "V" biçimindedir. Dolayısıyla ortası çok derin olmakla beraber yanlarda yüzyılların getirdiği toprak birikimi çamur kaplı yamaçlar oluşturmuştur.

Geniş ve derin bir körfez meydana getiren Haliç'in büyük bir şehri teşkil etmekte fevkalade mühim bir tesiri olduğu söylenebilir. Haliç, İstanbul'a öncelikle hemen her türlü rüzgardan korunmuş bir liman temin etmiş, diğer taraftan kendisi ile Marmara Denizi arasında, üzeri tepelik bir yarımada meydana getirir ki. bu yarımada hem Haliç'i Marmara denizi üzerinden gelecek bir tecavüze karşı setreden hem de berzahı üzerinde gayet kuvvetli kara tahkimatı inşasına imkan sağlar. Bu çifte şart ne İstanbul Boğazının başka bir noktasında, ne de Çanakkale kıyılarında tekrarlanır.

Haliç'e akan iki tatlı sudan batıdaki Alibey, doğudaki Kağıthane deresi olarak adlandırılmıştır. Karşı kıyıda Hasköy sırtlarında Nasalos adına yapılmış bir sunağın eteklerinde balıkçılık bakımından çok verimli bir sahil şeridi uzanıyordu, Daha güneyde, içeriye derin bir biçimde giren Aktis koyuna Keison adı verilen bir akarsu dökülmekteydi: burası daha sonra Kasımpaşa Deresi adıyla anıldı. Bugün Piyalepaşa bulvarının uzandığı vadiden akan bu derenin Haliç kıyısındaki yerleşim bölgesine dönüşmüş yatağı da bir cadde ile örtüldüğünden artık görülememektedir.